Perşembe, Nisan 12, 2018

İngiltere'de Yeme İçme alışkanlıklarına dair gözlemlerim

Her yurt dışına gittiğimde marketleri talan eden ben burada kendimden geçtiğimi itiraf etmeliyim. Çok farklı kültürden çok insan yaşadığı için bu durum yemek ve malzeme çeşitliliğine de yansımış. Açıkçası kendi damak tadımıza göre hemen hemen her malzemeyi bulabildik; simit, Türk kahvesi, sucuk gibi olmazsa olmazlarımız için de Türk marketine gitmemiz yeterli oldu.

Market turlarımda beni ilk şaşırtan hazır gıdaların çokluğu oldu; sandviç, salata, balık, sos, makarna, suşi, pay,...Tüm reyonların çoğu bu tarz gıdalarla dolu, haliyle bozulmasın diye de yer aldıkları soğuk rafların da kapakları açık, marketlerin içi buzzz gibi. Yazın marketlerde alışveriş yapmak o kadar zor ki, resmen soğuğu ciğerlerimde hissedip kendimi dışarı atıyordum ya da yazın ortasında sweatshirt giyip öyle giriyorduk.

Ha şimdi bu kadar hazır yemek olması sağlıklı mı, neden evlerinde pişirmiyorlar vs diye eminim aklınızdan geçiyordur. Ben sadece Londra alışkanlıklarını gözlemleyebildim, ülkenin diğer şehirlerinde durum farklı olabilir.

Bu şehir çok kalabalık, çok pahalı, çok gelen çok giden oluyor, sürekli bir devinim içinde. İnsanlar yoğun ve zamanlarını yemek yaparak geçirmek istemiyorlar, özellikle genç nesil. Ispanaklı yumurtalı taze makarna yapmak için malzeme listesine harcayacağı para ve zaman yerine bunun yapılmışını sosu ile beraber çok ucuza alıp arkadaşları ile takılmayı seviyorlar ya da iş/okul sebebi ile süreli geldiği şehri daha çok keşfetmek istiyor. Bu arada hazır yemekler inanın gerçekten çok lezzetli ve alıp pişirmeye göre inanılmaz hesaplı oluyor.

Öğle aralarında yemek için restorana gitmek pek yaygın değil, onun yerine marketten aldıkları ya da evden plastik kaplarda getirdikleri sandviç, cips ve salata ile parklarda zaman geçirmek daha popüler. Yemeği evden getirmek o kadar yaygın bir kültür ki ev malzemeleri satan mağazalarda bu tarz kap, kutu, termos vs için özel bölümler var.


Hazır gıdaların içindekiler bölümüne bakalım, neler yok ki, palm yağından, glikoz şuruba, bir sürü katkı maddesine kadar her şey var. Aslında burada ne farklı aslında biliyor musunuz, malzemeleri açıkça yazıyorlar, glikoz şurubu kullanıp da şeker yazmıyorlar ya da bitkisel yağ deyip üstünü kapatmıyorlar, açıkça içinde ne varsa alenen yazılıyor, yemek yememek artık alanın kararına kalıyor. 

İçeriklerin bu kadar detaylı yazılmasının bir başka nedeni de ülke genelinde gıda alerjisi çok yaygın, özellikle yer fıstığına karşı. İçerik listesinde alerjenler koyu kelimelerle yazılıyor. 

  



Hep paketin üzerinde son kullanım tarihi, buzdolabında nasıl saklanacağı, ısıtmak gerekiyorsa fırın/ocak/tava/mikrodalga hangi sıcaklıkta kaç dakika kalacağı, artan olursa tekrar ısıtmayın gibi bilgiler mutlaka yer alıyor. 

Hazır yemeklere alternatif evde pişmiş gibi hazır servis alan da var. Abone oluyorsunuz, akşam belli bir saatte sıcacık yemeğiniz kapıda hazır. Alışverişe zaman ayırma derdi yok, ayrıca toplu pişirildiği için tek tek alınan malzemelerin de maliyeti de düşmüş oluyor. Bir başka alternatif de ben kendim pişiririm diyorsanız kişi sayısı kadar malzeme ve tarifi içinde olacak şekilde kapınıza kutu geliyor. Ve ennn son alternatif bizim yaptığımız gibi tüm malzemeleri alıp içimize sindiği şekilde pişirmek...

Kaptırıp çok yazmışım biraz, buraya kadar sabırla okuduysanız çok teşekkür ederim.

Salı, Aralık 26, 2017

İngiltere'de bir eve nasıl talip olunur?

Merhabalar,

Bir eve teklif nasıl verilir bugün de biraz bunu anlatayım:
  • İçinde kiracı varken ev markete 2 ay önceden çıkıyor.
  • Kiralık “TO LET” demek.
  • Buralı ve acelesi olmayanlar daha Zoopla, Rightmove gibi emlak sitelerinde yayınlanmadan bu evleri kiralamış oluyor.
  • Hali hazırda boş olanlar ise bu elemeden geriye kalanlar diyebiliriz.
  • Aslında ülkede yeni olan bizim gibiler için avantaj. Çünkü her bir boş geçen gün ev sahibine zarar yazıyor, hem kira alamıyor, hem de elektrik/su/vergi gibi maliyetleri ödemek zorunda kalıyor.
  • Gördüğünüz evlerden birine teklif veriyorsunuz. Bu teklife dikkat etmek gerek, çünkü ücretli ve vazgeçen siz olduğunuzda iadesi olmuyor. Bu emlakçıdan 1 teklif, öteki emlakçıdan 1 teklif olmuyor yani.
  • Size emlakçı bir form veriyor. O formda ev sahibine kendinizi tanıtan ifadeler yazıp kira için süre ve tutar teklifinizi yazıyorsunuz.
  • Eğer uzun süredir kiralanmayan bir ev ise istenen kiranın bi tık altına ya da çok popüler evse ve mutlaka tutmak istiyorsanız bir tık üzerine de teklif verebilirsiniz. Hatta ülke dışından gelen ve hiç finansal geçmişi olmayansanız o zaman 6 aylık peşin, 12 aylık peşin ya da 1 yıl yerine 2 yıllık vs gibi tekliflerde de bulunabilirsiniz.
  • Normal koşullarda ev kiralarken eğer burada halihazırda çalışıyorsanız teklifte yıllık geliriniz, şirketiniz varsa yıllık kar miktarı vs her şey yazılıyor. Ev sahibi, kontrat dönemi içinde kirasını ödeyebilir en güvenilir kişin teklifini bu şekilde kabul ediyor.
  • Teklif ile birlikte fee dedikleri bir takım hizmet ücretleri ödeniyor. Bu tutarlar emlakçıdan emlakçıya değişiyor, detaylarını sormakta fayda var. Biz neler ödedik, genel emlakçı ücreti, eşim ve benim için “referecing” hizmeti, eve giriş öncesi envanter kontrolü (Inventory Check-out) , ülke ev kiralama iznimiz var mı kontrolü, kontratı hazırlama maliyeti, 1 haftalık depozito vs vs. Eğer ev sahibi teklifimiz kabul etmediği durumda tüm bu tutarlar size iade ediliyor. Eğer siz cayarsanız hiç bir tutar iade edilmiyor, o nedenle en beğendiğiniz eve teklif vermelisiniz.
  • Referencing kiralamak isteyen kimdir, nedir, ne iş yapar, gelir durumu nasıl, borcu var mı, yabancı ise ev kiralama izni var mı vs vs diye kontrol, bunun emlakçıların anlaşmalı olduğu bağımsız kurumlar yapıyor.
  • Elden ele hiç nakit para dolaşmıyor, ya banka havalesi ile ya da kredi kartı ile. Kredi kartı olduğu durumda belli bir yüzde masraf alınıyor.
  • Eğer işini iyi yapan bir emlakçı ise zaten o ev sahibinin sizin teklifinizi kabul etmeyeceğini biliyorsa hiç yönlendirmiyor bile.
  • Bu arada ev gerçekten ev yani house, tüm katlar size ait ve bahçesi var. İki katlı bile olsa bir binanın bir katında oturuyorsanız daire yani flat deniyor.
  • Kontrat aşamasına geçildiğinde yaklaşık 5-6 haftalık kira tutarı kadar depozit ücreti yatırılıyor. Bu para bağımsız bir kurumda saklanıyor. Yani ev sahibine gitmiyor. Siz evden çıkarken bağımsız bir kuruluş tarafından resmi durum raporu ile hasar tespiti yapılıyor ve tutardan düşüp kalanı firma tarafından size iade ediliyor, zarar tutarı da ev sahibine yollanıyor.
  • Ev sahibinin dip köşe temizletip elektrik, gaz kontrollerini ve varsa eşya varsa/bakımını yaptırıp gerekiyorsa boyatıp kiracıya öyle vermesi gerekiyor. Aynı şekilde kiracı da nasıl bulduysa öyle bırakması gerekiyor. Evin durumu zaten envanter(inventory check-in/out) kontrolleri ile de raporlanmış oluyor.
  • Evin gaz, elektrik, su ve belediye vergisi (council tax) kiracı ödüyor. Eğer site içi gibi bina aidatının olduğu bir yer kiralanıyorsa bu ücreti ev sahibi karşılıyor.
  • Elektrik, su, gaz abonelikleri online yapılabiliyor. Hatta sayacı kendiniz okuyup sistemde güncellediğiniz tariflerde indirim bile alabiliyorsunuz, bu özelliği pek sevdimJ
  • Evlerde buzdolabı, çamaşır makinası dahil beyaz eşya her zaman oluyor. 

Salı, Aralık 19, 2017

Londra'da İlk Günler ve Ev Arama sürecimiz

2. bölüm

Sabah erkenden kalkıp oturum iznimizi gösteren kartlarımızı (BRP – biometric residence permit) aldık, buradaki işimiz bittikten sonra ülke dışından gelen tüm yabancıların ilk polis kaydını yaptırdığı OVRO(Overseas Visitors Records Office)’ya gittik.

En önemli resmi işlerimizi hallettikten sonra ev kiralayacağımız bölgeleri dolaşmaya sıra geldi. Daha önceden ben 2 kez, eşim 4 kez turist olarak gelmiştik, ancak oturmak ile turist olmak arasında çok fark var.

Hiç bilmediğimiz bir ülkede, şehirde bir muhit bulup ev kiralamaya çalışıyorsunuz. İnsanlar, evler, kurallar, alışkanlıklar tamamen farklı. Arkadaşlarımızdan Putney, Sutton, Wimbledon, Richmond bölgelerini duymuştuk. Otobüse atlayıp, buralarda dolaştık, yürüdük. Tüm bu semtleri gezmek mümkün değil, o kadar zamanımız da olmadığı için tamam Wimbledon olsun dedik. Kararımızda tenis turnuvasının etkisi yoktur, kendi halinde sakin bir ilçe aslındaJ

İlk günler bir kaç emlakçının kapısını çaldık, kendimizi tanıttık, hangi bütçe ile nasıl bir ev aradığımızı anlattık. Bazıları hemen ilgilendi, bazıları bu ülkede henüz bir geçmişimiz olmadığı için hele siz bi para kazanmaya başlayın görüşürüz diye kapıyı gösterdi, bazıları da iletişim bilgilerimizi alıp biz sizi ararız diye kibarca güle güle dedi.

Nasılsa bizi ararlar diye düşünmemek gerek, daha yoğun ve daha fazla emlakçı ile iletişime geçmek gerek.

Internetten bakıp geldiğimiz evlerle burada gördüğümüz evler arasında çok fark vardı, 3-4 ev gördükten sonra bütçemizi revize etmemize gerekti. Belki Londra dışına ev kiraları daha uygun olabilir, ancak ilk sene için bize burasının daha uygun olacağına karar vermiştik, o şekilde ilerledik.


Rightmove ve Zoopla ev arayabileceğiniz emlak siteleri, mobil uygulamaları da var. Rightmove’un schoolchecker özelliği Zoopla’ya göre bana daha pratik geldi, hem de mobil uygulaması da daha başarılı.

Ne kadar fazla ev görürseniz o kadar iyi. Bir evin içinde oturan varsa evet emlakçıda anahtar oluyor, ama kiracıya bilgi vermeden gidemiyorsunuz, 1 gün öncesinden randevu alınması gerekiyor. Ev boş ise yine ev sahibine bilgi verilmesi gerekiyor, boş olduğu için bir ihtimal gün içinde görmek mümkün olabiliyor.

Sabah evde yaptığımız sandviç yanımızda gündüz sokaklarda, akşam evde uydurduğumuz yemekle Rightmove’da geziyoruz. İlk bir iki gün bocaladıktan sonra bölgeleri, posta kodlarını, ev tiplerini tanıdıktan sonra daha kendimize güvenli girmeye başladık.  Artık ev modellerini muhitlerini biliyorum ya tak tak emlakçılara bu ev müsaitse yarın görmek istiyorum diye mesaj atıyorum.

Sabah ofislerine gidiyoruz direkt, sizin portföyünüzü inceledim, şu evler bizim istediğimize uyuyor görmek istiyoruz diye onların terminolojisinde net talep ettiğimizi görünce emlakçılar da biz sizi ararız modundan çıktı. Hatta evleri ve muhitleri o kadar ezberledim ki bir emlakçının bana gösterdiği zemin kat karanlık evin olduğu binada başka bir emlakçıdan daha üst katta ve daha uygun bir kiraya olan ilanı buldum

Salı, Temmuz 11, 2017

İstanbul'dan Londra'ya yolculuk

Takvim tarihlerden 18 Haziran’ı gösterdiğinde sabah 04:30’da kalkıp hazırlandık, eşyalarımızı kapıya koyduktan sonra 8 yıl oturduğumuz eve dönüp şöyle bir baktık, bir yanımız buruk, bir yanımız heyecanlı evin kapısını kapatıp havaalanına doğru yola çıktık.

Evet bu önümüzdeki 1 yılı Londra’da geçireceğiz, eşim orada iş kuracak, ben de 19 yıllık yoğun iş hayatından sonra çocuklarla daha yakından bir zaman dilimi geçireceğim, çocuklar da doğal ortamda İngilizce öğrenmiş olacak.

Bu kararı nasıl verdik, nasıl hazırlandık, neler yaptık vs kısımlarına değinmeyeceğim, sadece karar vermenin hiç de kolay olmadığını belirtmek isterim.

Şimdi tekrar yolculuğumuza dönelimJ

4.5 saatlik uçuştan sonra Heathrow havaalanına indik, 2 saat evet yanlış okumadınız tam 2 saat pasaport kuyruğunda bekledikten sonra bavullarımızı alıp havaalanından çıkabildik. Resmi işlemleri halledelim, ev kiralama sürecinde kalalım diye daha önceden Airbnb’den 12 gece için ayırttığımız eve doğru yola çıktık.

Airbnb’den evi nasıl seçtim:
- Havaalanından direkt kalkan mavi hat “picadilly line”a yakın olmalı
- Başka metro hatlarına yakın olmalı
- 2 yetişkin, 2 çocuk kalabileceğimiz kadar geniş olmalı
- Mutfak olmalı, 12 günca evde yemek yapıp yiyebilmeliyiz
- Daha önceden review yazılmış olmalı
- Çamaşır makinası
- Free wifi olmazsa olmaz
- Bilgisayarla oturup çalışabilecek masa

Orada işleri halledip koştururken ayy bir de çamaşır mı yıkadınız demeyin, evet yıkadık, hatta her gün yıkadık. İngiltere’de yüzyılın ennnnn sıcak yazına denk geldik, günde resmen 2şer lt su tükettik, İzmir sıcağını aratmayan bir hafta geçirdik. Hatta geçen sene benzer dönem turistik gittiğimizde kazak/yağmurluk modunda dolaştığımız tecrübesinden dolayı bavula bu gidişimizde şort vs koydurmadım. Bütün İngiltere halkı atlet, şort, şıpıdık terlik ile plaj modunda dolaşırken biz tişort, kapalı ayakkabı, uzun pantolon sıcaktan kavrulduk. Neyse canım sene 1-2 hafta böyle sıcak oluyor sanırım, yazlık kıyafetleri giyinip dolaşma için heveslerini alsınlar azıcık.

Çamaşır makinalı ev seçmemin diğeri sebebi de bu sefer hazırlanan bavulun normal tatillerde hazırlanan bavuldan farklı olmasıydı. Malum havayollarında kilo sınırı var, bu sınırı da günlük kıyafet ile doldurmak istemedim, malum giden eşya kalacak, ev kiralandığında işimize yarayacak şeyler olmalı, kıyafeti nasılsa yıkar yıkar giyeriz. Evet itiraf ediyorum, bavulun içinde ütü, cezve, kahve fincanı, Türk kahvesi filan götürdümJ Eşim de ben de laptoplarımızı aldık, öyle tabletten telefondan emlak siteleri dolaşılmıyor, gece oturup bi facebook, instagram’a bakmadan gözlerim şaşı oluncaya kadar Zoopla ve Rightmove’da dolaştığımı biliyorum.

Havaalanında bekle, ağır bavulları eve getir, üstüne 40 derece sıcak, sabah 04:30’da kalkmış, uçakta film, oyun kurcalamaktan uyumamış 2 çocuk olunca buranın saati 18:00, Türkiye’ye saati 20:00’de direkt yattık, yattığın yeri beğenmek deyimi vardır ya, resmen durumumuz buydu.


Takipte kalın, macelarımızı yazmaya devam edeceğim J

Cuma, Mayıs 08, 2015

Portmanto Süsleme

Kapı girişinin arkasına kaban, mont, çanta vs asmak için askılık yaptırmıştık. Ancak üst dolap ile askılar arasındaki mesafe biraz fazla kalınca pek şık görünmedi gözüme.

Epeydir ne yapsam, ne yapıştırsam diye düşünürken Kapadokya'da tezgahlarda gördüğüm çini süslemeli bardak altlıklarını görünce tamam dedim, aradığımı buldum.

Yapı marketten aldığım cırt cırtlı bantlar ile askı paneline bardak altlıklarını sabitledim. Benim aldıklarım "Command™ Cırt Cırt Bantlar"  olarak geçiyor, ürünle ilgili detaylı bilgileri bu linkten bulabilirsiniz. Her bir bardak altlığı için bir çift cırt cırt yeterli oldu.


Salı, Mayıs 05, 2015

Çocuklarla Kapadokya

Mayıstaki 3 günlük tatili fırsat bilip DeepNature'dan tur satın alarak Kapadokya'ya gittik. İlk başta çocuklarla otobüste ne yaparız, o kadar yeri yürüyebilirler mi gibi kafamda soru işaretleri vardı. Çocukların tatilde hasta olma geleneğini bozmamalarına rağmen çok keyifli bir tatil/deneyim oldu bizim için.

Öncelikle DeepNature büyük otobüs turları düzenlemiyor, turda ne fazla 24 kişi olabiliyor, dolayısıyla araç küçük olduğu için hem toplanması kolay, hem de hareket kabiliyeti yüksek oluyor. Koca koca otobüslerin giremediği yollara girerek ulaşımımızı kolaylaştırıyor. Uzun yıllardır buraya tur düzenledikleri için bölgeyi ve tatildeki yoğunlukları biliyor. Rehberimizin tur programındaki kıvrak hareketleri ile bazı yerleri aşırı kalabalık olmadan gidip görme şansı elde ettik. 

Göreme'de Nature Park Cave Hotel'de kaya odalarda kaldık, küçük aile işletmesi butik bir otel. Odaları küçük olduğu için 2 yetişkin ve 2 5.5 yaşında bıdık için 4 yatak tek odaya sığamadığımız için bize 2 kişilik 2 oda verdiler, çocuklardan biri benimle, biri de babası ile ayrı odada uyudu. Bizim için ilk defa böyle bir deneyim oldu, ancak 2 çocuklu aileler için 1-1 zaman geçirmek için bulunmaz fırsat olduğunu düşündük, çocukların da ekstra hoşuna gitti. Otelin nefis bir teras manzarası var.



Çocuklar henüz küçük olduğu için balona binemedik, ancak sabah 07:00'de kalktığımızda odamızın penceresinden gökyüzünde süzülen balonları keyifle izledik. 

Ihlara vadisinde yaklaşık 1.5 saatlik yürüyüş yaptık, zemine tahta çaktıkları için çocukların zorlandıkları bir parkur olmadı. Büyük kayalar, yosunlar, taşlar, çiçekler, böcekler vs çocukların çok hoşuna gitti, onlar da bol bol fotoğraf çektiler. Göreme açık hava müzesi, Derinkuyu yeraltı mağarası, çömlek yapım atölyesini gezmekten çok keyif aldılar. 

Çocukların bavullarını nasıl hazırladığımı daha önce bu yazımda anlatmıştım, büyüdükçe eşyaları hazırlamak daha kolaylaşıyor. Geçen yıldan farklı olarak bu sene okumayı söktükleri için ufak bir kağıda " 2 kısa kollu tişört, 2 uzun kollu tişört, 1 pijama, şapka, ..." gibi yazdım. Onlar listeye göre bavullarını kendileri hazırlarken bana da kendimiz için hazırlık yapmaya zaman kalmış oldu. 

Çocukları turla seyahat ederken otobüste nasıl oyalarım diye kara kara düşünmüştüm, ancak tur sonunda bu şekilde seyahat etmenin daha az yorucu olduğuna kanaat getirdik. Gezilecek bölgeler arasında otobüste seyahat kısmı hem dinlenmek için hem de bir şeyler atıştırmak için iyi bir ortam sağladı. Yola çıkmadan 2 adet şişme boyun yastığını da çantamıza eklemiştik, açıkçası durup durup iyi ki de almışız dediğimiz nesneler oldu. Uyumadıkları sırada oyalamak için teknolojinin nimetlerinden faydalandığımızı da söylemeden geçemeyeceğim :)



Veee tabii ki tatilde en çok faydasını gördüğümüz selfie çubuğundan edinin, ailecek ya da manzara fotoğrafı vs çekerken çok rahat edeceksiniz, emin olun!!

Not : Tatilin bir kısmını çocuklar ateşli geçirdiler, Göreme turistik bir yer olduğu için eczane bulmakta zorlanmadık. 

Pazartesi, Ekim 13, 2014

Çocukla Floransa

Bu yaz başında her şey dahil bir otele gidip tüm hafta aynı şeyleri yapmak yerine hem bize değişiklik olsun hem de çocuklara deneyim olsun diye 10 günlük tatilin 3 gününü yurtdışına ayırmaya karar verdik. Internet'te blogları kurcalarken çocukla yurtdışı gidilebilecek en iyi ülke olarak hep İtalya'dan söz ediliyordu, Floransa'ya ait hem ucuz bilet hem de bir sürü içerik bulunca tamam dedik buraya gidelim.

IDATA'nın web sitesinde belirtilen evrakları hazırladık ve İtalya vizesine başvurduk. Burada küçük bir ipucu vermek istiyorum, çocuklara muvafakatname almak için anne ve baba ayrı ayrı da, beraber de gidebilirsiniz, beraber gittiğinizde tek kopya hazırlandığı için %30 kadar daha az noter ücreti olacaktır.

Bloglarda ay şöyle gezdik, böyle gezdik, ay böyle muhteşemdi, süper eğlendik şeklinde bir dünya yazı var. Bu yazımda biraz daha gerçekçi ve diğer bloglarda bulamayacağınız riskli durumları yazacağım, ola ki siz de yaz tatilinizde İtalya'ya 5 yaşında 2 çocukla giderseniz ne yaşayacağınızı, neyi ne kadar göreceğinizi bilip ona göre hazırlanıp gidin.

Floransa'da eğer şehir merkezinde kalacaksanız binaların çoğu eski olduğundan çoook geniş odalar beklemeyin ve bazılarında asansör de olmayabiliyor. Bizim ilk kriterimiz odanın temiz ve ulaşımının kolay olması oluyor. Sonuçta 3 gece kalacağız, oteli satın alacak değiliz ya :)

Booking.com'dan Hotel Romagna'da 4 kişilik bir oda için rezervasyon yaptırdık, Bologna'ya uçak biletlerimizi aldık. Bologna'dan Floransa'ya hızlı trenle ulaşım sağlanabiliyor, ne kadar erken satın alınırsa o kadar ucuz bilet şansı oluyor. Ancak Bologna havaalanı küçük olması, pasaport sırasındaki kuyruğun erime hızı, gecikme olasılığı derken treni ne kadar zaman sonraya almamız gerektiğini bilemedik, nasılsa her yarım saatte bir tren var, illa ki buluruz dediiiiik.

Ve ilk hatamızı burada yaptığımızı tren istasyonuna vardığımızda anladık. Gezimize de biraz gergin ve yorgun başlamış olduk. 11'den 15'e kadar kadar Bologna tren istasyonu civarında oyalandık, bi şeyler yedik, ama sabah 4'te kalkmış 2 bıldırcınla oyalanmak hali güç oldu.

Tren tam saatinde geldi, içi o kadar serin ve rahattı ki o kadar saattir beklememize değdi, daha tren hareket eder etmez benimkiler uykuya daldı. Yarım saatlik bin dinlenme sessizlik ve serinlik herkese iyi geldi, tam 35 dakika sonra Floransa'da indiğimizde herkes bi kendine gelmişti.

Daha fazla ilerlemeden buradan bir sonraki gezilerimize çıkarttığımız ilk dersler şunlar :

- Bologna'da konaklayıp Floransa'ya günü birlik gidip gelebilirdik. Bir başka gün de yine trenle Pisa'ya günübirlik gidip dönme şansımız olurdu.
- Çooook ucuza tren bileti bulmadıysanız ve yanma olasılığını ve yorgunluğu düşünerek uçak ve tren ay gün olmamalı.
- Keşke Bologna'da kalsaydık diyorum, en azından şehri görürdük. Floransa'da insanların omuzlarından şehri göremedik desem yeridir.
- Bologna konaklama anlamında Floransa'dan daha ucuz değil bu arada.

Tekrar Floransa meceramıza dönelim. Otelimizden söz edeyim :

Tren garından çıkıp elimizde bavullarımızla otelimize gitmemiz sadece 5 dakikamızı aldı. Varışımızdan çok önce otele mail atıp 2 çocuklu olduğumuzu ve mümkün olduğunda alt katlardan oda ayırlamalarını rica ettik. Girişin hemen üst katına odamızı hazırlamışlar, bavulumuzu taşımamıza yardım ettiler.

Odada 4 adet tek kişilik yatak ve eşyalarımızı koyabileceğimiz bir masa ve dolap vardı, 4 kişinin aynı anda dolaşması epey zordu, banyo epey dardı, tuvalete oturunca dizleriniz duvara dayanıyordu. Eski bir binaya sonradan böyle tesisat giydirilirse ancak bu kadar olabilir. Sonuç olarak biz bu odaya sığdık mı sığdık, rahat ettik mi ettik, gerisi hikaye...Odamız temizdi, sıcak su her daim vardı.

Kahvaltı kısmına geçersek Türk tipi domatesli salatalıklı beyaz peynirli bir kahvaltı beklemeyin, sade ama lezzetli malzemelerin olduğu bir büfe vardı. Örneğin tereyağlı ballı ekmek, biraz kaşar, meyveli yoğurt, krosan, etimek yedik, çocuklar süt içtiler, biz de hala çok lezzetli bulduğum filtre kahve içtik. Sabah beslenme anlamında enerjimiz tam başlayabileceğimiz bir otel oldu.

Bu oteli seçmemin bir diğer sebebi de yaya bölgesine ve Doumo'ya çok yakın olmasıydı. Gün içinde çok mu yorulduk, hemen soluğu odamızda alıyor, fazla eşyalarımızı bırakıp biraz dinleniyor tekrar dışarı çıkabiliyorduk.

Nereleri gezdik? Neler yaptık?
- Çift katlı otobüse 2 günlük bilet ile etrafı dolaştık, çocukların çocuk hoşuna gitti, bayıldılar.
- Uffizi müzesine girdik. Girdik ama doğru düzgün gezemeden dışarı çıkmak zorunda kaldık.

  • İçerisi aşırı kalabalıktı, omuz omuza geziliyordu.
  • Havalandırması iyi değildi.
  • Çok fazla eser var, neredeyse üst üste asacak hale gelmişler.
  • Ünlü Venüs'ün Doğuş'unu görelim dedik, ama insanların kafalarından resmi uzaktan bir bütün olarak görmek mümkün değil. Omuz mücadelesi verip ön saflara geçmeyi başarırsanız o zaman belki tabloyu bütün görebilirsiniz.
  • Eğer gitmişken illa ki göreceğim diyorsanız, rezervasyonlu biletlerden online ya da müzeden almayı denemenizi öneririm. En azından sıra bekleme eziyetinden kurtarırsınız.
  • Uffizi müzesinin girişindeki meydanda çocuklar koşturdular, ressamları izlediler. En güzel kısmı buydu.


- Boboli Bahçelerine gittik. Güzel ve büyük bir bahçe olduğuna hiç şüphe yok, ama çoook büyük. Yazın o sıcakta gitmek bir hataydı. Eğer illa ki gideceğim derseniz yanınıza bol bol su, şapka, güneş gözlüğü, kremi alın, en rahat ayakkabınızı giyip öyle gidin. Ağaçlık alana ulaşabilirseniz gölgede biraz keyif yapmayı atlamayın.

Floransa şehir gezisinden çıkarılacak dersler :
- Yaz aylarında gitmeyin sıcak oluyor, hakkıyla dolaşılamıyor.
- Yaz aylarında gitmeyin, çok kalabalık oluyor, şehri insandan kalabalıktan göremiyorsunuz.
- Gideceğiniz müzeleri önceden planlayın, rezervasyonlarını yapın.
- Eğer yazın Floransa'ya gittiyseniz Boboli bahçelerine akşam üstü serin saatlerde gidin.

Başkaaaaa neler yaptık, Floransa'dan keyifle hatırladığımız neler kaldı aklımızda derseniz?

- Serin sakin ara sokakları
- Çocuklar meydanlarda koşturup kuşları kovalaması
- Çok lezzetli, gerçek meyveli dondurmaları
- Pesto soslu makarnaları
- Atlıkarıncası
- Filtre kahveleri
- Marketten aldığımız kahve ve makarnalar
- Selfie'lerimiz

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...